Anadolu'da yaşayan herkes hayatının bir evresinde muhakkak
bu soruya maruz kalmıştır. El alemin ağzından çıkacak sözcükler en çok biz bir
şeye karar verdiğimizde değer kazanır. Arkamızdan kurulacak muhtemel cümleler,
jest ve mimikler üzerine öngörüde bulunmak için zihnimizi epey bir zaman meşgul
ederiz. Çoğu zaman kararımızdan dönmüşüzdür. Eğerlerle başlayan cümleler, sonraları yerini keşkelere bırakır.
Her alanda bizden başarılı olan komşunun çocuğuna hiç bir şey demeyen el alem, kafayı sanki bizimle
bozmuştur. Anne-babamızın aklımızın bir köşesine evladiyelik bıraktığı el alem, yaşamımızın geri kalanında her
şeyimize karışır.
İşimize, eşimize, evimize, eğlencemize, giyimimize, saçımıza
hep o karar verir. Bir süre sonra beceriksizliğimizi bize kabul ettiren el alem, bünyemizi ele geçirerek
saltanatına bizi köle yapar.
Yıllar sonra aynanın karşısına geçip, koskoca bir ömrün
muhasebesini gördüğümüzde, aslında kendimiz için hiç bir şey yapmadığımızı, her şeyi el alem için yaptığımızı anlarız.
Ama ne yazık ki geç kalmışızdır.
Öyleyse şuanda, şu yaşta yani, el aleme kapıyı gösterip,
yerine heyecanlarımızı, tutkularımızı ve ideallerimizi içeri alalım.
İşte o zaman hayatımızın bir anlama kavuştuğunu göreceğiz.
Dünyanın bizim gördüğümüzden çok daha fazla rengi olduğunu hissedip, mutluluğun
gerçek tadının kekremsi olmadığını fark edeceğiz.
Yaşayacağız kendimize, kendimizce…